TIMARLI SİPAHİLER

TIMARLI SİPAHİLER hakkında merak ettiğiniz tüm sorulara bu makalemizde cevap bulacaksınız…

Tımar Sistemi Nedir?

Tımar, Osmanlı Devleti’nde kamu arazisi (miri) dahilinde,  yönetimi sipahiye verilmiş olan verimli topraklara denir.

Tımar Sisteminin Faydaları:

Osmanlı Devleti’nin büyümesinde, gelişmesinde ve iyi bir ekonomiye sahip olmasında Tımar Sisteminin faydaları gözardı edilmeyecek derecede fazladır. Bunlar ;

  • Devletin sırtındaki maaş yükünü azaltmaktadır.
  • Üretimde süreklilik sağlanmaktadır.
  • İkta verilen yerlerin güvenliği sağlanarak, devletin mevcut otoritesi korunmaktadır.
  • Bu sistem toprağa dayalı olduğundan göçebe yaşayan Türkmenler yerleşik hayata geçmektedir.
  • Belirli süreçlerle vergiler düzenli bir şekilde toplanmasını sağlamaktadır.
  • Bu  sistem ile ordunun asker temel ihtiyaçları ve giderleri karşılanmaktadır.
  • Arazilerden daha fazla fayda sağlanmaktadır

Sipahi Nedir?

Osmanlı Devletinin askerî örgütünde tımar adı ile aldıkları araziye karşılık, savaş vakitlerinde kendi hayvanlarını ve kanunen götürmeye zorunlu bulundukları cebelüleri (silâhlı askerler) ile beraber sefere katılan bir askerî sınıf; süvari askeri.

Tımarlı Sipahi Nedir?

Tımarlı sipahi (Osmanlı tabiri : timarlı sipahisi), bir atlı ordudur. Süvarîdir. Orduy-ı Hümayun’un esası ve en büyük kısmıdır. Kapıkulu sınıfları gibi maaşlı değildir. Azablar gibi ücretli değildir. Levendler ve akıncılar gibi ganimetle geçinmez.

O halde nasıl yaşar?

Yaşaması için devlet kendilerine toprak verir. Toprağın üzerinde köylü vardır. O köylüden vergiyi tımarlı sipahi toplar. Hem kendisi geçinir, hem de atları ve silahları ile çağırıldığı anda yığınak mevkinde hazır bulunarak savaşır.

Osmanlı ordusunun esası budur ve Selçuklular’dan kalmıştır. Selçuklular’ın Arabca “ikta” (ve az değişik bir manasıyle : mukaata’a) dedikleri böyle toprağa Osmanlılar, tâbiri Türkçe’leştirerek “dirlik” demişterdir. Dirlik küçükse adı «tımar» (kelime Türkçe’dir), büyükse zeamet («ziamet» şekli kullanılmaz, Arabca) denir. Zeametin de büyüğüne “hass” (Arabca) denilir ama, artık bu kadar büyük bir toprak parçası sipahilere değil, generallere mahsustur.

«Sipahi», süvârî gibi Farsca bir kelimedir ve Türkçe’si “atlıdır.

9 yıl İngiltere’nin Istanbul büyükelçiliğinde ve 11 yıl İzmir’de konsolos olarak 20 yıl (1661 – 1681) Türkiye’de kalan, 1700’de Londra’da ölen ve Türkiye üzerinde çok mühim 3 kitap yazan İngiliz diplomatı Sir Paul Ricaut, tımarlı sipahinin ehemmiyetinin azalmış bulunduğu XVII. asrın üçüncü çeyreği için bile şunları söylüyor (II, 514):

Sipahi umumî adı altında toplanan tımarlı ve zaîmler, Türk ordusunun en iyi kısmıdır. Arz’ın o derecede büyük bir kısmını fetheden, işte bu süvârî askeridir”.

2 türlü tımarlı olurdu: Tezkireli ve tezkiresiz.

Tezkireli tımarlılar, tımar merkezden yani İstanbulda Divan-ı Hümayun’dan doğrudan doğruya alanlardır.

Tezkiresiz tımarlılar ise dirliklerini Beylerbeyi’nin arzı üzerine alırlar.

Bazı tımar ve zeametler, sipahiler dışındaki sınıflara da fevkalade hallerde verilmiştir. Bilhassa sahillerde böyle “derya kaleminde” denilen tımar ve zeametler vardır, levend (bahriye) ve azab (deniz piyadesi) sınıflarına mahsustur (Ricaut, II, 511, 513). Sonraları tımar ve zeametlerin verildiği sipahiden gayrı sınıflar çok artmıştır. Tımar veya zeamet, sahibi ölünce, oğluna, yoksa kardeşine ve yeğenine verilirdi. Fakat bunu tımar ve zeametin bağlı olduğu alay beyi ve sancak beyinin tasdiki lazımdı.

Bu subaylar, varisin topraĝı idare edebilecek kabiliyet ve sartları haiz olduğuna şehadet etmeliydiler. Zaten bir sipahi subayı, yerine geçecek birini yıllar boyunca hazırlayıp yetiştirirdi. Bu seretle dirlikler, tecrübesiz insanların eline geçmezdi.

Gene bu suretle, bir sipahi asalet sınıfı doğduğu da ortadadır ki, Türk toplumunu ve teşkilatını iyi bilmiyen bazı Batıh tarihçiler bunları derebeyleri ve Batı asilzadeleri ile mukayeseye kalkmıştır ve bir “Türk feodalitesi”  olduğunu ileri sürmüşlerdir.

Tabii Avrupa’da feodalite’nin ne olduğu malumdur ve oradaki şartların pek çoğu imparatorluk Türkiye’sinde mevcut değildir. Bu şartlar olmadığı takdirde dirlik, Hazine’ye geçer ve münasip birine verilirdi (Ricaut, II, 517).

Tımar ve zaâmet sahipleri, arazileri üzerindeki toprakları 3 yıldan fazla işlemezlerse, dirliklerini kaybederlerdi. Toprağı işlememek, Allah’a karşı da bir günah sayılırdı. Zira toprak sayesinde Allah’ın kulları beslenirlerdi (Z. Kara- mürsel, Osmanlı Mali Tarihi, 199). Sipahi sefere gidince yerine “korucu” denilen bir vekil bırakırdı. Bu şahis, dirlik sahibinin yokluğunda toprağın muntazaman işlenmesine nezaret ederdi.

Eğer sipahi serhadde kışlamak, daha açık tabirle kışı harb meydanında ve sınırda geçirmek emri alırsa, dirliğine “harçlıkçı” denilen bir vekil göndererek, yıllık gelirini bulunduğu yere getirtirdi (Aynı Eser, 201).

Eyalet teşkiatına ait bahiste uzun uzun anlatılacağı gibi, imparatorluğun her eyaletinde tımar ve zeamet bulunmazdı. Mesela Ceaâyir, Tunus, Trablusgarb, Mısır, Yemen, Bağdad gibi eyaletlerde hiç tımar ve zeamet yoktu. Daha çok çoğunlukla Türk nüfusun bulunduğu eyaletlerde timar ve zaâmet teşkilatı yapılmıştır.

Bunun da sebebi aşikar: Timarlı sipahisi, tamamen Türk irkına mahsus bir sınıftı. Bazı Arnavutlara ve başka kavimlere timar verildiği görülmüşse de, bunlar, istisna kabilindendir. Meseaâ Kaanuni Sultan Süleyman devrinin (1520 1566) sonlarına doğru imparatorluk 294 sancak (vilayet = il) ile bazı muhtar eyaletlere (Kırım, Eflak, Boğdan, Erdel vs.) ayrılmıştı.

Bütün imparatorlukta 58.433 tımar ve 6.600 zeamet vardı. Haslar, bu sayıların dışındaydı. Bu sonuncular, muazzam topraklar kaplıyordu. Meselâ yalnız sancak beyi, beylerbeyi ve vezir haslarının yıllık geliri 103.000.000 akçayı geçiyordu (742 milyon dolardan fazla). Padişah ve Hanedan’a ait hasların geliri, bu meblağın da üzerindeydi.

Dirliklerin, tımar ve zeametlerin, Türk olmayan Müslümanlar’a, mesela Araplar’a verilmesinden şiddetle kaçınılmıştır (M. Akdağ, Celali İsyanları, 134). Bunun mantığı açıktır: Orduy-ı Hümayun’un esası tımarlı sipahidir ve tımarlı sipahi olmaksızın Türk imparatorluk ordusu ancak bir takım yardımcı sınıflardan ibaret kalır.

Devletin sahibi de Türk kavmidir. Türkler, Türk askeri ve Oğuz boyundan inen bir millî hânedân tarafından kurulmuştur. Devletin is- tikbali, başka bir kavme emniyet edilememiştir. Nitekim eğitim, adalet ve din gibi devlet düzenini sağlıyan üç büyük saha da tamamen Türkler’e ayrılmıştır.

“Ulema” veya ilmiyye sınıfı» denen imtiyazlı görevlilerin elinde olan bu üç sınıfın mensupları, devletin kuruluşundan imparatorluğun düşmesine kadar Türk’tür. Diğer Müslüman kavimlerin nisbeti yüzde biri bile bulmamaktadır (bu husustaki istatistikleri İ. H. Danişmend tesbit ve tahlil etmiştir). Keza kalemiyye ve geniş nisbette mülkiyye görevleri de tamamen Türkler’e tahsis edilmiştir.

Bundan şu netice de dolayısıyle çıkmaktadır: İmparatorluğun esas yapısı Anadolu ve Rumeli eyaletleridir (bu sonuncu eyalet, Romanya ve Bosna dışın- da būtün Balkanlar’ı içine almaktaydı). Sonradan Karaman, Rum (Sıvas), Erzurum, Diyâr-1 Bekr, Trabzon gibi eyaletler de esas yapıya eklenmiştir. Daha dışarıya doğru olan eyaletler, sonraki fetihlerdir ve imparatorluğun esas çatısına dâhil değildir.

Çatıyı teşkil eden bütün eyaletler de tımarlı eyaletlerdir. Binaenaleyh bu esas eyaletlerde bütün toprak, hiç olmazsa toprağın çok büyük kısmı, Türkler’in elindedir. Başka kavimlerin eline geçmemesine de itina edilmiştir.

Kaanuni devrinde timarlı sipahisi, en parlak devrini yaşamıştır. Gerek sosyal, gerek askeri bakımdan en parlak devrini idrâk etmiştir. Bu padişah devrinde 166.200 timarlı sipahisi vardı; bunun 74.600’ü Rumeli, 91.600’ü Anadolu tı- marlı sipahisi idi. Bu suretle Türk atlı ordusu, iki ordu’ya ayrılmıştı: Rumeli atlı ordusu ve Anadolu atlı ordusu. Bu ikisi, sarahaten tefrik edilirdi. Zîra klasik meydan muharebesi düzeninde sağ ve sol kanatları bu iki ordu teşkil ederdi.

Kapıkulu askeri, merkezde bulunurdu. İlk zamanlarda Rumeli tımarlı ordusu- nun kumandanı Rumeli Beylerbeyisi, Anadolu tımarlı ordusunun kumandanı da Anadolu Beylerbeyisi idi. Fakat sonradan her iki kanada da padişahça seçilen vezirler kumanda etmiye başladı.

Kanuni devrinde bu iki ordu o derecede büyüdü ki, sefer Avrupa’da olduğu zaman çok defa Anadolu sipahi ordusu çağırılmaz veya bazı birlikleri çağırılır oldu. Sefer Asya’da ise, Rumeli askeri ya hiç çağırılmaz veya bazı birlikleri celbedilirdi.

Tabii mesafenin fetihlerle gittikçe açılması da bu hususta müessir olmuştur. Evliya Çelebi, 1650 yılında imparatorluğun 566.000 tımarlı veya ulufeli (maaşlı) askeri olduğunu, gönüllülerin, muhtar devletlerin yardımcı askerlerinin bunun dışında bulunduğunu kaydediyor.

Bazı hamiyetli ve milliyetçi sipahiler, kanunen yanlarında getirmek mecburiyetinde bulundukları “Cebelü” denilen, tam donatımlı atlı muharib nefer adedinin çok üzerinde maiyetle muharebeye giderlerdi (Cevdet, I, 90 sonu).

Tımar Sipahinin Görevleri

Tımarlı Sipahi-Reaya ilişkisi:

Devletin Yönetim sınıfından oluşan Seyfiye sınıfı ile yönetilenler sınıfını oluşturan ilişkiler kanun ile düzenlenmiştir. Tımar sisteminin en temel ilkesi üretimin sürekliliğiydi. Bu sebepten sipahi ile köylü halk arasında karşılıklı sorumluluklar ön plandaydı.

Sipahilerin Görev ve Sorumlulukları:

  • Köylü halkın refahını sağlamak,
  • Köylü halkın vergilerini rahatça bir şekilde ödemelerini sağlamak,
  • Toprağı terk eden köylü halkın “kadı”nın emri gereğince tekrar toprağa dönmeye zorlamak,
  • Toprağını terk edip geri dönmeyen köylülerden çift bozan vergisini almak,
  • Köylünün tüm tarım ihtiyaçlarını temin etmek,
  • Toprağını bir başkasına devredenlerden tapusunun alınıp yeni sahibine adalet ile verilmesini sağlamak.

Not: Osmanlı Devletinde sipahilerin geniş yetkileri vardı. Ancak reaya üzerinde egemenlik hakları yoktu. Suç ihtiva eden bir olay karşısında da ceza verme yetkileri yoktu. Bu yetki Kadı’ya aitti. Kurallara uymayan Sipahi’nin tımarı elinden alınıyordu.

Toprağı Kullanan Köylünün Vazife ve Sorumlulukları:

  • Toprağını nedensiz olarak terketmemek,
  • Üç yıl üst üste toprağını boş bırakmamak,
  • Sipahiye ödemek zorunda olduğu vergiyi ödemek,
  • Bulunduğu köyde Sipahi’nin evini, ambarını inşa etmek,
  • Topladığı  mahsülünü bir günlük mesafeye kadar olan Pazar yerlerine  taşımak.
  • Sipahi’nin tarlasını sürmek

(Not: Tımar gelirleri toplam gelirin % 40’a yakındı.)

Tımarlı Sipahi Kanunu                                

Mart 1531’de Kanuni Sultan Süleyman tarafından yayınlanan tımarlı sipahisi kanununun bazı maddelerini aşağıya alıyorum. (M.T. Gökbilgin nş. Tarih Dergisi, XXII, 39-44):

 Şehit düşen her 20.000 ile 50.000 akçalık zeamet sahibi zaim’in bir oğlu varsa ve timar tasarruf etmiyorsa kendisine 6.000 akçalık tımar verilir. İki oğlu varsa ikinci oğluna 5.000, 3 oğlu varsa üçüncü oğluna 4.000 akçalık tımar tevcih edilir.

Şehit olan zaim’in zeameti 50.000 ile 100.000 akça arasında ise: Timar tasarruf etmeyen büyük oğluna 8.000, ikinci oğluna 6.000 akçalık tımar verilir. İkiden fazla oğlu varsa, küçük oğulları bir seferde tecrübe edildikten sonra, be- ğenilirse, onlara da tımar verilir.

20.000 ile 50.000 akça arasında zeamet tasarruf eden bir zaim şehit düşmeyip başka bir şekilde veya eceliyle ölürse: Büyük oğluna 5.000, ikinci oğluna 4.000 akçalık tımar verilir.

Bu şekilde ölen bir zaim’in zeameti 50.000 ile 100.000 akça arasında ise: Büyük oğluna 6.000, ikincisine 5.000 akçalık tımar tevcih edilir.

10.000 akçadan az geliri olan tımar tasarruf eden sipahi şehit düşmüşse : Büyük oğluna 3.000, ikincisine 2.000 akçalık tımar verile.

Şehit düşen sipahinin tımarı 10.000 ile 20.000 akça arasında ise: Büyük oğluna 4.000, ikincisine 3.000 akça tımar verile.

10.000 akçadan az gelirli tımar sahibi sipahi şehit olmaksızın ölürse: İki oğluna 2.000’er akçalık tımar verile.

10.000 ile 20.000 akça arasında tımar tasarruf eden sipahi eceliyle ölürse: Büyük oğluna 3.000, küçüğüne 2.000 akçalık tımar verile.

Eğer zaim ve sipahinin tek oğlu varsa, büyük oğlu tahsis edilen miktarda, fakat o mikdarın en alası olan tımar verile.

20.000 ile 50.000 akçalık zeâmet sahibi zaim, şehit olduğu, fakat tımar tasarruf eden oğlu veya oğulları varsa, büyük oğlunun tımarına 2.000, küçüğünkine 1.500 akça terakki verile.

50.000 ile 100.000 akçalık zeamet tasarruf eden ziîm şehit olduğu zaman tımar sahibi oğlu veya oğulları varsa gene büyüğüne 2.000, diğerine 1.500 akça terakki verile.

50.000 ile 100.000 akça zeamet sahibi şehit zaim’in oğlu veya oğulları tımar sahibi ise, fakat tımarları tezkiresiz bulunuyorsa (yani Divan-ı Hümayun’ca değil de beylerbeyi tarafından verilen tımar ise) birine 3.000, diğerine 1.500 akça terakki verile.

20.000 ile 50.000 akça tasarruf eden zaim’in ergenliğe ermiş oğlu yoksa: Çocuk olan oğullarına müştereken 5.000 akça tımar verilir, bu tımar çocuk büyüyünceye kadar vekaleten idare olunur.

Böyle bir zaim şehit olmaksızın ölmüşse tımar miktarı 4.000 akçadır. Zaim’in zeameti 50.000 ile 100.000 akça aralığında ise ve şehit olarak ölmüş ise küçük oğullarına 6.000, şehit olmadan ölmüş ise 5.000 akçalık tımar verilir.

Eğer zaim tek sabi oğul bırakmışsa yukarıda gösterilen bütün meblağların yarısı kadar (yani 2.000 ile 3.000 akça) tımar verilir.

20.000 akçadan az tımar sahibi sipahi: Şehiden ölmüşse küçük oğullarına büyüyünceye kadar vekaleten idare edilmek üzere müştereken 3.000, tek sabi oğlu varsa 2.000 akça tımar verile.

Sabi oğul bırakan sipahi şehiden ölmemişse: Tımar verilmeye; çocuk veya çocukları büyüyünceye kadar hisar gediğinden maaş ala, büyüyünce seferde tecrübe edilip yarar çıkarsa tımar verile.

Bir beylerbeyi maiyetinde devamlı şekilde beylerbeyinin katıldığı her sefere katılan, fakat tımarı olmayan bir tımarlı  sipahiye, 7 yıl sonra mutlaka tımar verilir. Böyle bir sipahi bir seferde büyük yararlık gösterirse, 7 yılının dolduğunu beklemeyip tımara hak kazana.

Zaim ve sipahi öldüğü vakit tımar sahibi, oğulları var ise, onlar babaları ölmeden tımarlı olduklarından ayrıca tımarlıların bütün haklarına sahip bulundukları için, tımarı olmayan diğer kardeşleri, zaim ve sipahinin büyük ikinci ve üçüncü oğulları gibi muamele görürler.

Tımar tasarruf eden her tımarlı sipahi, tımarını hangi yol ile almış olursa olsun, her daim müstakil tımarlı sipahi sayılır. Babasının ölümü, onun aleyhinde bir muamelede bulunulmasını gerektirmez.

Rumeli veya Anadolu beylerbeyisi iken o makamda ister şehiden, ister eceliyle vefat eden zatın tek oğlu varsa 40.000 akça zeamet ala. İki oğlu varsa büyüğüne 25.000, küçüğüne 20.000 akçalık zeametler verile. İkiden fazla oğlu Varsa, cem’an 45.000 akça hesabıyla dirlikler, aralarında paylaştırıla, fakat büyüklere daha fazla gelirli olanlar verile.

Rumeli ve Anadolu beylerbeyisinin hayatında zeâmet alan oğlu veya oğulları varsa, bu hak zeameti olmayan kardeşlerine geçe; fakat büyük oğula en fazla gelirli zeamet düşe.

Bu iki eyalet dışında diğer eyaletlerin beylerbeyisi iken o makamda ister Şehiden, ister başka bir sebeple ölen zatın tek oğlu olsa 35.000 akça zeamet verile. Oğlu iki ise büyüğüne 20.000 akça zeamet, küçüğüne 15.000 akça tımar verile. Oğullar ikiden fazla ise 35.000 akçalık dirlikler aralarında büyükten küçüğe eksilmek suretiyle paylaştırıla.

700.000 akça ve üzerinde has tasarruf eden sancak beyi, vazifesinde iken, her ne sebeple ölürse, tek oğlu varsa 30.000 akça zeamet verile. Tek oğlu sabi ise bulüğa erinceye kadar 15.000 akça tımar, bülûba erdikten sonra 30.000 akça zeamet camet verile. İki oğlu varsa 15.000’er akça tımar, sabi iseler 11.000’er akça tımar verile. İkiden fazla oğul bırakmışsa 30.000 akça dirlik aralarında bölüştürüle.

Vazifesinde ölen sancak beyinin tasarruf ettiği has, 500.000 ile 700.000 akça ise: Tek oğlu varsa 25.000, 3 oğlu varsa büyüğüne 10.000, diğer ikisine 9.000’er akça dirlik verile. Çocuklar sabi ise bu mikdarların yarısı kadar dirlik ala.

Vazifesinde ölen sancak beyinin hassı 300.000 ile 500.000 akça ise: Tek oğlu varsa 20.000 akça dirlik verile; oğullar fazla ise bu meblâğ aralarında paylaştırıla. Sabi oğlana, hakkının yarısı kadar dirlik verile; dirlik, oğlan büluğa erinceye kadar vekaleten idare edile. Bütün vekaleten idare edilen dirliklerde olduğu gibi, o dirliğin icab ettirdiği kadar cebeli sipahi, seferde hazır buluna.

Vazifesi başında her ne sebeple olursa olsun, ölen sancak beyinin hassı 100.000 ile 300.000 akça ise: Tek oğlu varsa 15.000, üç oğlu varsa büyüğüne 8.000, diğer ikisine ayrı ayrı 6.000 akça tımar verile.

Sancak beyi iken ölen babanın çocukları babalarının hayatlarında dirlik tasarruf ediyorlarsa, bu kanuna göre eksikleri varsa, tamamlana. Eğer tasarruf ettikleri dirlikler bu kanunda gösterilen babası ölmüş çocukların hakkı olan dirliklerden fazla ise, yalnız şu şekilde terakki verile: Büyük tımar veya zeamet taarruf edenlere 5.000 akça terakki, orta (vasat) tımar sahiplerine 4.000 ve küçük (edna) tımar sahiplerine 3.000 akça terakki.

Tımarlı Sipahinin Durumu

XVI. asrın son çeyreğinden itibaren ve devamlı olarak tımarlı sipahisi azaldı, kapıkulları çoğaldı. Tımarlar, Saray adamlarına, daha sonraları sözü geçen itibarı olan şahıslara verilmeye başlandı. Bu suretle bir çok eyalette toprak ağaları, “ayan” denen bir çeşit derebeyleri doğdu.

XVII. asrın 3. çeyreğinde bile Anadolu eyaleti ancak 15.802 ve Rumeli eyaleti 25.890 tımarlı sipahi çıkarabiliyordu; diğer eyaletlerde tımarlı sipahi sayısı çok düşmüştü; bir asır öncesine nisbetle yarıdan daha fazla azalma olmuştu (Marsigli, 115 v.dd.).

Fatih’in ve Kanuni’nin üzerlerine o kadar titredikleri, onların başında cihan devleti kurdukları tımarlı sipahi, merkezin kapıkullarının gelişmesine engel olamaması yüzünden gittikçe acıklı duruma düştü. XVIII. asırdan itibaren bu durum barizleşti ve tımarlı sipahisi büsbütün önemini kaybetti. Tabi bunda artık bütün dünya ordularında birinci sınıf olarak piyadenin kabulünün, süvarinin ikinci dereceye düşmesinin rolü de büyük olmuştur.

Fütühatçı padişahların tımarlı sipahisine verdikleri önemsonsuzdur. Mesela Fatih, devamı ve bir çok devletle birden savaşarak 30 yıl geçirmiştir. Fatih devrinin hazar devresi yoktur. Devlet devamlı sefer halinde ve paralel olarak devamı büyüme durumundadır. Kanuni devrinde hazar hali vardır. Fatih devrinde yok gibidir.

(Not: Hazar Hali: Barış Durumu, Savaş Öncesi Durum.)

Fatih Sultan Mehmed, uzun seferler boyunca tımarlı sipahisinin devamlı cephede kaldığını, toprağı ile mesgul olamadığını biliyordu. Tımarlı sipahisine 72 milyon dolar ödünç verdi. Bu suretle kalkınmalarına yardımcı oldu. 1473 Otlukbeli seferinde tımarlı sipahisi o derecede iyi hizmet etti, kendisini padişaha o kadar beğendirdi ki, Fatih, seferden dönüşte bu borcu sipahilere bağışladığını bildirdi.

Tımarlı sipahisi, Türk ordusunu üstün ordu durumuna getirmiş, çağının mükemmel sistemiydi. XVIII. asırdan itibaren devrinin geçtiği anlaşıldı. Fakat yerine bu derecede mükemmel bir ordu konulamadı. Türkiye’nin XV. asır ortalarından XVII. asır ortalarına kadar hemen hemen 2 asır, hiç olmazsa 180 yıl için en büyük düşmanı, İran Türk imparatorluğu idi. İran Türk imparatorluğu  (taht şehri : Tebriz, sonradan Kazvin ve Isfahan), tımarlı sipahisi gibi düzenli bir süvari ordusuna sahip olmadığı için, meydan muharebelerinde devamlı şekilde Osmanlılar’a yeniliyordu.

İran’ın gene tamamen Türk asıllı olan süvarisi, çok muharibdi. Fakat tımarlı sipahisinin düzeni onda yoktu ve o şekilde teşkilatlanamamıştı. Mesela Safeviler’den önce İran Türk imparatorluğu tahtını işgal eden Akkoyunlular zamanında kendi atı ve silahlarıyla sefere katılan her gönüllü süvariye yılda 40 ile 60 duka altını veriliyordu (yılda 24-36 bin dolar ) (G. Berchet, La Republica di Venezia e la Persia, 1866, s.134).

Yani XVI. asır boyunca dünyanın ikinci devleti olan İran Türk imparatorluğu da, tIpkı Avrupa gibi, daimİ meslek ordusu kuramamanın zaafı içindeydi.

Türk ordusu hakkında klasik bir eserin müellifi olan General Kont Marsigli, Türk tımarlı sipahisini inhitat çağında tanımıştır (XVII. asrın sonları, XVIII. asrın başları) ve onunla muharebe meydanlarında pek çok defa savaşmıştır. Böyle olmakla beraber fikirleri olumsuz değildir.

Bilhassa tımarlı sipahisinin at’ına hayrandır (s. 170-2, 175): Türkler’de süvari mevcudu, piyadeye nazaran çok fazladır. Zira Türkiye tazisinde hayvan fazlasıyla bulunur. Türkler’in Anadolu’yu almaları süvarilikleri sayesinde olmuştur.

Türkler, yaratılışları itibariyle hayvan üzerinde bulunmaktan ve süvari olmaktan hoşlanarlar. Bi Türk beyinin ne kadar çok güzel atı varsa, o kadar kuvvetli ve nüfuzlu sayılır.

Türkler genellikle at meraklısıdır. Çok atları vardır. Atlarını çoğaltmaya gayret ederler. Onları iyi haralarda yetiştirirler. Hayvanlarını hoş tutarlar. Bizim yaptığımız gibi atları arabalarda, yük arabalarında ve benzer ağır işlerde kullanmaktan hoşlanmazlar. Ata binmeyi severler. Çok ihtiyar Türkler bile ata bincerler; arabaya binmezler, arabayı kadınlara mahsus sayarlar.

Genç nüfus daha da ata düşkündür. Atlarının üzerinde sabahtan akşama kadar kalır, nehir ve bataklıkları atlarını yüzdürerek geçerler; yollarını kısaltmak için köprü bulunan yerlere kadar uzanmaya ehemmiyet bile vermezler…

«Asya’da oturan Türkler, at yetiştirmek hususunda Avrupa’da yaşıyan Türkler’e üstündür. Kısrak ve tayları vasıtasıyle çok mükemmel bir Türk at ırkı elde etmişlerdir. Bu itina ve hevesleri, her türlü övülmeye değer.

Türk at ırkı çok iyi ve çok vasıflıdır. Her Türk, bu Anadolu ırkından bir at edinmeye çalışır…

«Türk kamçısı da çok iyidir. Bilhassa Kırımlılar kamçılarını büyük maharetle kullanırlar. Bir Kırımlı, elinde kamçı, ağzında düdük, at üzerinde, süvarisiz 20 atı ve başka bir hayvan sürüsünü tek başına yüzdürerek büyük bir sudan geçirtebilir. Kırımlı’nın kılıcından çok kamçısından korkmak lazımdır».

Aziziye civarında XVI. asırda Osmanlı süvarisine mahsus en iyi cins atlar yetiştirilir ve bu ırkın gittikçe tekamülüne çalışılırdı.

Tımarlı Sipahiler Hakkında Merak Edilenler

Tımar Sipahiler Evlenebilir mi?

Osmanlı ordusunda yeniçeriler evlenemezlerdi. Fakat Tımarlı Sipahiler evlenebilirlerdi.

Tımar Sipahiler Maaş Alır mı?

Kapıkulu sınıfları gibi maaşlı değildir. Azablar gibi ücretli değildir. Levendler ve akıncılar gibi ganimetle geçinmez. Yaşaması için devlet kendilerine toprak verir. Toprağın üzerinde köylü vardır. O köylüden vergiyi tımarlı sipahi toplar. Hem kendisi geçinir, hem de atları ve silahları ile çağırıldığı anda yığınak mevkinde hazır bulunarak savaşır.

Tımar Sipahiler Ulufe Alır mı?

Tımarlı sipahiler ulufe almaz masrafları dirlik sahipleri tarafından karşılanırdı. Ulufe denen maaşı üç ayda bir yeniçeriler alırdı.

Tımar Sipahilerin Yetiştirdiği Askerlere Ne Denir?

Tımar sisteminde sipahinin yetiştirdiği askere “CEBELLÜ” adı verilir.

Tımar Sipahiler Kimlerden Oluşur?

Tımarlı sipahiler, Türk ve Müslümanlardan oluşurdu.

Hakkında Recep Sakar

Ayrıca kontrol et

OSMAN GAZİ KİMDİR?

I. Osman veya Osman Gazi, 1258 yılında Söğüt'te doğmuştur. Dedesinin Süleyman Şah veya Gündüz Alp adlı Kayı Beyı olduğu bilinmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir