Şeyh Bedrettin

Şeyh Bedrettin Kimdir

Şeyh Bedrettin, bugünün Yunanistan topraklarında olan Simavna kasabasında 1359 yılında dünyaya geldi. Babasının Simavna’nın kadısı ve kale komutanıydı. Annesi ise Dimetoka Kalesi Rum Beyi’nin kızı olup sonradan din değiştirerek Müslüman olan Melek Hatundu.

Asıl ismi Bedrettin Mahmut olan Şeyh Bedrettin, ilk babasının yanında eğitime başlamıştı. Ardından Şahidi adlı bir hocadan dersler almaya başlamıştı. Daha sonra Karaman ve Germiyan Beyliklerinin topraklarına yaptığı yolculukta ününü yaymaya başlamıştı. 

Daha sonra Aydın’a giden Şeyh Bedrettin burada en önemli müritlerinden olan Börklüce Mustafa ile tanışır. Ardından da Edirne’ geçerek yerleşmeye karar verir ve burada da ününü salmaya devam eder. Tahtı kardeşleri ile bölerek saltanat süren Musa Çelebi’nin beğenisini elde eden Bedrettin, 1411’ de kazaskerliğe atanmıştır.

Ancak  Musa Çelebi’nin tahtı kaybetmesiyle Çelebi Mehmet’in tahta geçmiş ve bunun üzerine bu görevine son verilerek bin akçe maaşla İznik’te göz hapsine alınmıştır.

Şeyh Bedrettin Olayı

Şeyh Bedrettin ihtilali, Osmanlı devletinin iç bünyesine ait mühim hadiselerden biridir. Şeyh Bedrettin’in bugünkü komünizme anımsatan bir sistem kurmaya ve bunu propaganda (reklam) ve devrim yoluyla devlete dayatmaya  çalışması, Fetret Devri’nin ortaya çıkardığı sosyal bozukluklarla ilgilidir.

Musa Çelebi’nin kazaskeri yani 2 yıldan fazla Türkiye’nin en yüksek dini-kazai-ilmi makamının sahibi olan Şeyh Bedrettin’in etrafına toplananlar da bu çeşitten şahıslardı. Fetret Devri’nin kendine özgü şartlarında oluşan ve çoğalan işsizler ve çapulcular, Bedrettin’in  etrafında toplanmışlardır (Ricaut, II, 361).

İsyan, Türkiye’nin harici düşmanlarının çoğu tarafından teşvik görmüş ve desteklenmiştir. Şeyh Bedreddin, torunu Hafız Halil’in yazdığı “Menakab-ı Şeyh Bedreddin”’e göre, Sultan Alaeddin Key-Kubat’ın torunlarınlarından olduğu kanaatinde bulunmuştur. Bu sahtekarlık, Osmanoğulları’nı bertaraf etmek ve tahta kadar yükseltmek konularıyla alakadardır.

Şeyh’in büyükbabası Abdülaziz, Gazi Süleyman Paşa’nın Rumeli fütu- hatında veya Murad Gazi’nin ilk zamanlarında Dimetoka’da şehit ol- muştur. Onun oğlu ve Şeyh’in babası İsrail, Dimetoka Bizans kuman- danının kızı ile evlenmiş, bu izdivaçtan Şeyh Bedreddin doğmuştur.

Şeyh’in doğum yeri, Dimetoka’nın az kuzeyinde Samona denen yerdir. Bu yüzden “Simavna Kadısıoğlu” diye iştihar etmiştir (Kütahya Simav’ı ile alakası yoktur). İsrail’in, bu kazanın kadısı olduğu anlaşıl- maktadır. Oğlu Bedreddin’i de ilmiye mesleğinde yetiştirmiştir.

Bursa’ya gelen Bedreddin, Bursa kadısı Koca Mahmut Efendi’ den, bu zatın oğlu olan büyük matematik alimi Kadı-zade-i Rumi ile beraber okumuş, Konya’ya gitmiş, orada Feyzullah Efendi’den bilgisini ilerletmiş, nihayet devrin en yüksek İslam medreselerinin bulunduğu Kahire’ye gelmiştir.

Burada sınıf arkadaşları büyük tıp alimi Hacı Paşa ve büyük ilahiyat bilgini Seyyid Şerif Cürcani ile beraber, dini ilimler üzerindeki tahsilini tamamlamıştır. Tebriz’e gidip Timur’un huzurunda ilmi münakaşalara da katılmış, büyük bir alim olarak şöhret yapmıştır.

Kahire’ye dönünce, Sultan Barkuk tarafından oğlu, müstakbel sultan Ferec’e hoca tayin edilmiştir. 1397’de mürşidi olan Ahlati Hüseyin’in ölümüyle onun yerine şeyh olmuştur. Bundan sonra Menilak topraklarını terkedip Türkiye’ye gelmiş, batini propagandasına başlamıştır.

Süleyman Çelebi devrinde Edirne’ye geçerek Fetret Devri’nden faydalanıp, propagandasını ileriye taşımış, Musa Çelebi tahta geçince, onun ilmine ve nüfuzuna kapılarak 1411’de kazaskerlik yapmıştır. 1413’te yılında Mehmed Çelebi yalnız başına Hükümdar olunca, Bedrettin’i kazaskerlik görevinden almış, fakat ilmine hürmet göstermiştir.

Şeyh, 2 oğlu ve kızı ile İznik’e gidip yerleşmiştir. Bundan sonra Bedrettin, Osmanoğulları’nı devirebileceğini sanarak, cahil halk tabakaları üzerinde müessir olabilecek fikirler neşrine başlamıştır (bk. Mehmed Şerefeddin (Yalt- kaya), Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin, Istanbul, 1924).

Zamanının alimleri arasında pek müstesna bir mevki olan ve fıkıh’ta mütebahhir sayılan Şeyh Bedreddin’e göre, Allah’ın zatı, mahluklardan ayrı değildir. Allah, ezeli ve ebedidir, kadimdir.

Şeyh Bedreddin, kıyamet ile ilgili ayetleri te’vil ettiği gibi, Cennet ve Cehennem’in, iyi veya kötü hareketlerin vicdanda hasıl ettiği haz ve elemlerden ibaret olduğunu… gene Ehl-i Sünnet akidelerine aykırı olarak, İsa’nın cismani unsurları itibariyle öldüğünü, ancak ruhunun diri olduğunu kabul ve böyle düşüncelerinin sonucu olarak da, din bakımından haram edilmiş olan şeylerin helal olduğunu iddia eder.

Diğer yandan Müslümanlık, Hristiyanlık ve Yahudilik arasında hiç bir farkın olmadığı ve bunların eşit tutulma gerektiği kanaatindedir. Her türlü kişisel mülkiyetin kaldırılmanı ve toprak ile malın ortak olmasını düşünür ve bunlara dayanarak geniş ölçüce bir propagandaya girişir.

“Bu tür fikirlerle, İmparatorlukta bir kısmı  Hristiyan ve bir diğer kısmı Yahudi olan kazadaki halkı kazanmak, diğer fikirleri de fakir topluluğu kandırmak, aldatmak ve ayaklanmaya teşvik etmek için ortaya koyulan düşüncelerdir. Bu hareketiyle, Müslüman olmayanlar ile içinde bulunduğu durumundan memnun olmayanları etrafında toplayan Batıniler, Müslüman olan ve yönetimi  Ehl-i Sünnet unsurana dayanan Osmanlı devletini, büyük Fetret sarsıntısından daha  yeni çıkmış olduğu bir zamanda, komple ortadan kaldırmak istiyordu. Bursa’da bulunan Ulu Camii’ de vaaz veren şahıs, güya Kur’ânın  ayetlerine dayanarak, Hz. Muhammed’in (S.A.V) öteki peygamberlerden üstün olmadığını iddia ederek, şeytani bir şekilde batınilik propagandası yapıyordu. Bir yandan Ehl-i Sünnet unsurlarını yıkmak isterken, öte yandan da Hristiyanlar’ı kendisine çekiyordu”.

İşte bu devrenin siyasi, fikri, dini akımları içerisinde genişliği bütün açıklığı ile aşikar olan bu tartışma, artık görülüyor ki, göz ardı edilecek bir hadise değildi.

Şeyh’in icra vasıtası, halifelerinden Börklüce Mustafa olmuştur. Bu adam, bu sıralarda İzmir’in Karaburun kasabasında yaşıyordu. Et- rafına kalabalık bir asiler kitlesi toplamıştı.

Börklüce’den ihtialin hazır olduğu haberini alan Şeyh, İznik’ten hacca gitmek bahanesiyle ayrılmış, Kastamonu’dan Sinop’a gitmiş, oradan gemiye binmiş, Kırım’da Kefe’ye çıkmış, sonra Eflak’a gelmiştir. Eflak voyvodası, Türk hakimiyetinden kurtulmak ümidiyle, Şeyh’e elinden gelen yardımı esirgememiştir.

Bu suretle Rumeli’nde Şeyh Bedrettin, Urla yarımadasında halifesi Börklüce Mustafa, Manisa’da da Börklüce’nin halifesi Yahudi dönmesi Torlak Kemal, ihtilal ateşini yakmışlardır. Tuna’yı güneye doğru atlayan Şeyh, etrafına ne kadar aylak varsa toplayarak Tuna’nın güney yalılarında, Dobruca’da, Deliorman’da dolaşmış, isyan kuvvetlerini arttırdıktan sonra Deliorman’da Şumnu civarında ihtilal bayrağını açmıştır.

İhtilale katılanlar arasında yalnız Müslüman değil, her din ve mezhepten insan vardı. Şeyh, bunlar arasında müsavat ve cemiyette mal ortaklığı olacağını ileri sürüyordu. Yalnız Börklüce, 5.000 adam toplamıştı. Bunları dağıtmak isteyen İzmir sancakbeyi İskender Bey’in mağlûp olup ölmesiyle ihtilal, Türkiye çapında bir hâdise oldu.

Şeyh Bedrettin’in Yakalanması

Saruhan sancakbeyi Timurtaş Paşazade Ali Bey de Börklüce’ye bozulunca, işe Çelebi Sultan Mehmet bizzat müdahale mecburiyetin- de kaldı. Çocuk yaştaki oğlu Veliaht-Şehzade Murat’ı, yanına vezir-i azam Bayezıt Paşa’yı alıp Börklüce’nin üzerine yolladı. Bayezıt Paşa, asilerin mühim kısmını imha ve gerisini esir etti.

Esirleri Ayasluğ’a getirdi. Çoğunu idam ettirdi. Müritlerinin “Dede Sultan” dedikleri ve asla ölmeyeceğine inandıkları Börklüce’yi işkenceyle öldürttü. Manisa civarında Torlak Kemal ile 3.000 müridi de yakalanıp öldürüldü. İsyanın bastırıldığını öğrenen Şeyh Bedreddin, Deliorman’da müşkül mevkide kaldı.

Bayezıd Paşa, Rumeli’ne geçip Şeyh’i Deliorman’da yakaladı. Kardeşi Mustafa Çelebi’ye karşı Rumeli’ne geçmiş olan Çelebi Sultan Mehmet’in bulunduğu Serez’e yolladı. Bu suretle Mustafa Çelebi ile aynı zamanda vuku bulan ve devleti çok müşkül bir duruma sokan, ihtilal, tamamen söndürülmüş oldu.

Sultan Mehmet, Şeyhi hemen öldürtmedi. Mevlana Haydar riyasetindeki bir mahkemenin huzuruna çıkartıldı. Şeyh Bedreddin, Heratlı Mevlana Haydar’ın sorguları neticesinde, suçlu ve cezasının idam olduğunu bizzat kabul etti.

1420’de Serez’de asıldı (Hammer, II, 186; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, 2. tab’ı, I, 360-7).

Şeyh Bedreddin, büyük bir alimdi. İslam hukuku, tefsir ve tasavvuf üzerindeki eserleri meşhurdur. Fıkıh üzerinde yazdığı “Caim’ü’l-Füsuleyn” ile tasavvufi fikirlerini gösteren “Waridat”, en tanınmış kitaplarıdır.

Burada Şeyh Bedreddin, Cennet ile Cehennem’i, Kıyamet’te insanların dirileceğini (bâ’thü ba’de’l-mewt) inkar etmektedir. Bu hususlarda 3 büyük semavi din (Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Yahudilik) müttefik oldukları için, yaymaya çalıştığı akide, dünyanın nizamını altüst edecek mahiyetteydi.

Hakkında Recep Sakar

Ayrıca kontrol et

GAZİ OSMAN PAŞA

Adı geniş ölçüde ilk defa bu harekatta gösterdiği gayret ve fedakârlık sayesinde duyuldu. Bilhassa Serdârıekrem Ömer Paşa’nın takdirini kazandı, rütbesi miralaylığa (albay) yükseltildi ve kendisine üçüncü dereceden Mecidiye nişanı verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir