HALİFELİK NE ZAMAN OSMANLIYA GEÇTİ?

Osmanlı’da Halifelik Ne Zaman Başladı?

“Halifelik Ne Zaman Osmanlıya Geçti?” sorusu günümüzün her zaman sorusu olmuştur.

Halifelik, 750 tarihinden, yâni 766 yıldan beri Abbâsî Hânedânı’nda idi. Peygamber’in amcalarından Abbas’tan indiği için «Abbâsî» denen bu hânedân, 1258’e kadar Bağdad’da, o tarihten sonra da Kahire’de devam etmişti. Şu farkla ki, Kahire’de bulunan Abbâsî Halîfeleri, Istanbul Patrikleri’ne teşbih edilebilir.

Papaya benzemezler. Çünkü devletleri yoktu. Bağdat’daki gibi aynı zamanda devlet başkanı olarak saltanat sürmüyorlardı. Bu mukayesemiz, yalnız bu bakımdandır. Yoksa İslâm dininde Halife’nin, Papa’nın ve Patrik’in olduğu gibi geniş ve vicdanların derinliğine kadar inen hiçbir salâhiyetleri olmadığı, kendiliklerinden dinî mes’eleleri tefsîr dahi edemedikleri malûmdur.
Halîfe, sâdece Peygamber’in halefi ve İslâm birliğinin, kardeşliğinin bir sembolünden ibarettir.

Memlükler, Halife’yi ve Mukaddes Şehirler’i (Mekke, Medine ve Kudüs) ellerinde tutmakla, İslam dünyasına karşı üstünlük iddia etmişlerdi. Kudüs, aynı zamanda Hristiyan dininin de en mukaddes şehri olduğundan, Memlükler, Hristiyan hacılarından da faydalanıyorlardı. Dünyadaki dört Ortodoks Patrikliği’nden üçü de, Memluk topraklarında, İskenderiye, Kudüs ve Antakya’da idiler ve bunlar, İstanbul’daki Cihan Patriki’nin üstünlüğünü tanıyorlardı (henüz Moskova’daki 5. patriklik kurulmamıştı). Şimdi bütün bu mânevî üstünlükler, Türkiye’ye, Osmânoğulları’na geçiyordu.

Yavuz’un Mısır seferi aslında bir bakıma «İslâm Birliği» hayalini gerçekleştirmek amacını güdüyordu. Türkiye ebadında devleşen bir devlet, artık şu veya bu devletin, mânevî alanda da olsa, şu veya bu türlü üstünlüğüne katlanamazdı. Esâsen İran’ın Şîlik propagandası gibi yıkıcı mâhiyette olmamakla berâber, Mısır’ın hilâfet (halîfelik) propagandası da Türkiye’yi tehdit ediyordu.

Yavuz, Mısır’dan dönerken, son Abbâsî halîfesi III. el-Mütevekkil’ala’llaah’ı, amca oğulları Ebû-Bekr ve Ahmed, Misır Şâfîî kaadî’l- kuzâtı ve daha birtakım yüksek şahsiyetler ile berâber, Istanbul’a getirmiştir (İbnü İyâs, III, 19-20). Halîfe’ye ancak Kaanûnî Sultan Süleyman, 1521’de Kahire’ye dönmek müsaadesini vermiştir (İbnü İyâs, III, 926 vekaayii). Bu sûretle III. Mütevekkil, 3 yıl Istanbul’da yaşamıştır.

Kahire’ye döndükten sonra daha 22 yıl hayatta kalmış ve 1543’te burada ölmüştür. III. Mütevekkil, 1509’da henüz hayatta olduğu halde makamından indirilen babası Müstemsik’in yerine halîfe olmuştur. 7 yıl bu makamda kalmıştır. Yavuz, Haleb’e girdiği-nin ertesi cuma kendisini halîfe ilân ettiği hâlde, Mısır, bunu tanımamış ve Osmanlı ‘nın elinde esir olarak bulunan III. Mütevekkil’i tanımaya devam etmiştir.

Yavuz, ertesi yıl Kahire’yi de sınırları içerisine koyunca, Müstemsik, bu vekâletten düşmüştür. Müstemsik yaşlı olduğundan Yavuz, onu Istanbul’a getirmemiştir. III. Mütevekkil’in oğulları olmuşsa da, sonradan Abbâsî hânedânı kesilmiştir.

III. Mütevekkil, Halîfe’ler’in 72.’si, Abbâsîler’den gelenlerin 54.’sü ve Kahire’deki Abbâsî Ha- lifelèri’nin de 17.’sidir. Şu halde Yavuz Sultan Selim, Hazret-i Peygamber’in 73. halifesi olmuştur. Ondan sonra Osmanlı imparatoru olan Türk Padişahları’ nın hepsi, aynı zamanda İslâm Halîfeleri’dirler.

III. Mütevekkil, Tuğrul Bey’in himâyesine aldığı ve ruhânî lider derekesine düşürdüğü Kaaim’in 15., Hârûnu’r-Reşîd’in 23., 2. Abbâsî halifesi ve Bağdad şehrinin kurucusu Mansûr’un 25., Peygamber’in amcası Abbás’ın 29., Peygamber’in büyük-Abdulmuttalib’in 30. kuşaktan torunudur.

Bir söyletiye göre III. Mütevekkil, Yavuz’la Istanbul’a döndükten sonra, Ayasofya Camii’nde yapılan bir merâsimle hilâfeti Osmânlılar’a devretmiştir. Ama Yavuz’un Haleb’deki ilk cuma namazında 29 ağustos 1516 günü öğle vakti halîife ilân edildiği muhakkaktır. Lakin Ayasofya’da da (ki protokolde Osmanlı câmilerinin birincisi sayılırdı) bir tören yapılmış olabilir. Bu rivâyete göre Ayasofya ve Eyyûb-Sultan Câmileri’nde yapılmış olan merâsimde III. Mütevekkil, Yavuz’a kılıç kuşatıp hil’at giydirmiştir.

Halîfe ile berâber Mısır’dan getirilen Ezher Üniversitesi’nin ulemâsı ile Istanbul’da ulemâ bir meclis akdetmişler ve İslâm dininin yüksek menfaatleri nâmına, halîfeliğin Osmânoğulları’na devrini kararlaştırmışlardır. Bu sûretle İslâm dininin başkanlığı, Osmânoğulları’na geçmiştir.

Haleb Büyük Câmii’ndeki cuma namazında hatîb, hutbeyi Yavuz’un adına okumuş, Halîfe’nin adını zikretmeyerek, Yavuz’u «Hâkimu’l-Haremeyni’ş-Şerîfeyn=Mekke İle Medinenin Hakimi»diye zikretmiştir. Yavuz müdahale edip, «Hâkim» kelimesini «Hâdim = hizmetkâr» şeklinde düzeltmiştir. Dokuz asırlık İslam dininde bir yenilik mâhiyetinde olan böyle bir şeyi Hatîb efendinin Yavuz Selim’ den önceden emir almaksızın kendiliğinden yapmış olması düşünülemez. Ancak Yavuz, ihtimal o anda gelen dinî bir heyecan ve tevâzû ile «Hâkim» kelimesini «Hådim»e çevirmiştir. 1516’ya kadar «Hâkimu’l-Haremeyn» diye zikredilen Halifeler, bu tarihten sonra Yavuz’un düzelttiği gibi, «Hâdimu’l- Haremeyn» şeklinde İslâm dünyasının câmilerinde cuma hutbelerinde zikredilmişlerdir.

Halife olmanın heyecanı içinde Yavuz, gözyaşlarını tutamamış, Peygamber’in meşrû halefi olmanın sevinciyle ağlamış ve oturduğu yerdeki seccâdeyi kaldırarak alnını câmiin mermer zeminine değdirmek sûretiyle şükür secdesine kapanmıştır. Bu dindarlık ve tevazu, cemaati heyecanlandırmış ve elektriklemiştir. Bundan sonra Yavuz, hutbenin bitişinde, sırtındaki 608.000 dolar değerindeki kafdanıni çıkarıp Hatib Efendi’ye giydirmiştir (Hammer, IV, 280).

Daha sonra Kahire’de ve Mekke’de bulunan Emânât-i Mukaddese’nin de Istanbul’a Topkapı Sarayı’ndaki Hırka-i Serîf Dairesi’ne nakli ve Kudüs, Mekke ve Medine şehirlerinin türkiyeye geçmesi ile Yavuzun halîfelik sıfatı tamamlanmıştır.

Hakkında Recep Sakar

Ayrıca kontrol et

OSMAN GAZİ KİMDİR?

I. Osman veya Osman Gazi, 1258 yılında Söğüt'te doğmuştur. Dedesinin Süleyman Şah veya Gündüz Alp adlı Kayı Beyı olduğu bilinmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir