BARBAROS HAYREDDİN PAŞA’NIN BALEAR ADALARI SEFERİ (AĞUSTOS 1535)

Barbaros Hayreddin Paşa’nın Balear Adaları Seferi (Ağustos 1535)
Barbarossa, Tunus’tan Cezâyir’e geldi. Tunus’tan ayrılmasından 15 gün sonra 5 Ağustos’ta 32 parçalık bir filoyla Cezayir’den ayrıldı. Hedef Balear Adalarıydı. Birincisi, bu adaların en doğusundaki Minorka’ya geldi. Bu adanın merkezi olan Mahon limanı, güneydoğu- sundadır. Cezâyir-Mahon yolu sâdece 360 km.’dir. Mahon ve adanın tahrib edildi, 5.500 esir alındı. Türk donanması, Minorka’dan Majorka’ya (Mayorka) geldi.
Burası, Balearlar’ın en büyüğü olup, ortadadır. Adanın ve Balearlar eyâletinin merkezi Palma şehri, Mayorka’nın güneybatı kıyısındadır. Palma ve diğer şehir ve kasabalar da bombardıman edildikten sonra Barbaros, Cezâyir’e döndü. Burada az kalıp, 15 ekimde, Istanbul’a gitmek üzere Cezâyir’den ayrıldi.
Evlâtlığı Hasan Bey, eskisi gibi kendisine Cezâyir’de vekâlet ede- cekti. Osmanlılar’ın «Sebte Boğazı» dedikleri Cebelitârık’tan Atlantik’e çıkıldı. İspanya ile Portekiz arasındaki Kadiz Körfezi dolaşıldı. Portekiz’in güneyindeki Faro limanı yağmalandı. Yolda Tunus’un kuzeyindeki Bizerte limanını işgal etti ve buraya bir Türk garnizonu koydu.
Bu sûretle İspanyol-Arablar, Tunus şehri ile çevresi içindeki dar bir alanda mahsûr kalıyorlardı. «Melfi Prensi» sanını taşıyan Charles-Quint’in deniz kuvvetleri kumandanı Cenevizli Andrea Doria, Sicilya’nın kuzeydoğusundaki Messina limanında idi. Barbaros’u Tunus’ta esîr ettiği rivâyetleriyle Avrupa’da mahcub olan Charles-Quint, Barbaros’un tevkifini emretmişti.
Andrea Doria, Mes- sina’dan Akdeniz’e açıldı. Cerbe adası civarında (Tunus ile Trablus- garb arasında) Barbaros ile Andrea Doria çok yaklaştılarsa da, iki taraf da açık deniz vuruşmasını göze alamadı. Fakat bu hususta Barbaros, tamâmen haklı idi. Zirâ 30 küsur harb gemisi vardı. Düşman kuvvetleri ise, kendisinden 5 misli üstündü.
Şimdi, Türkiye-Fransa münasebetlerine geçmeden önce, Barbaros, kapdân-i deryâ olduktan sonra Cezâyir beylerbeyiliğinin durumuna kısaca göz atacağız,
Cezâyir Beylerbeyiliği’nin Durumu
Bu devirde Cezâyir’de, 6.000 kişiden müteşekkil mühim bir Türk piyâde kuvveti kuruldu. Bunlara «Yeniçeri» denmekle berâber, merkezdeki yeniçeriler gibi devşirme değil, Anadolulu Türk idiler. Yalnız teşkilât bakımından, Istanbul’daki Yeniçeri ocağı örnek alınmıştı. Cezâyir’deki Yeniçeriler’in de bir ağası vardı.
Bu ağanın, Istanbul’daki teşkilât ile hiçbir alâkası yoktu. Cezâyir beylerbeyisinin veya vekilinin emrinde idi. Bilindiği gibi bu ocak, sonradan Cezâyir’de büyük nüfuz kazanacak ve ağalarının nüfuzu, beylerbeyilerinkini geçecektir. Fakat ele aldığımız devirde bu, bahis mevzuu değildir. Cezayir Yeniçeri agasının, Izmir, Antalya ve Istanbul’da birer mümessili vardı.
Bunlar, Cezâyir’deki Yeniçeri ocağına yazılmak istiyenleri seçip, masraflarını ve- rerek Cezâyir’e gönderirlerdi. Cezâyir’e giden Türkler, orada yeni bir hayata başlarlar ve Anadolu ile alâkalarını hemen hemen keserlerdi. Çünki ekserisi mâceraperest ve şu veya bu suçtan dolayı Anadolu’da takibata mâruz kalmış kimselerdi. Cezâyir’e gelince, eski suçlarından dolayı kendilerinden hesap sorulmazdı (devletin güvenliği ile alâkalı bir suçları yoksa). Bunlar Cezâyir’de ya Türk kızları ile veya Arab kızları ile evlenirlerdi. Çocukları, Türk anadan doğmuşsa Yeniçeri olurlar, Arab-Berberî anadan doğmuşlarsa «Kuloğlu» adıyla, diğer bir sınif piyâde askeri yazılırlardı. Kuloğullarının Yeniçeriler kadar nüfuz ehemmiyeti yoktu. Fakat zamanla, onlar da büyük ehemmiyet kazandılar ve burada bulunan büyük bir parçasından ve bu donanmadaki levend- Verden, yâni deniz askerinden ibaretti.
Yeniçeri ve Kuloğulları, tamazandılar. XVI. asırda Cezâyir’in esas askerî kuvveti, Türk donanması- bunlar, birinci dereceye yükseldiler. Yeniçeri ve Kuloğulları’nın kışlaları vardı. Her odada 3 nefer yatardı. Levend, Yeniçeri ve Kuloğulları’ndan başka Cezâyir beylerbeyi- liši, verlilerden de asker kullanırdı. Bunlar, Endülüs göçmenleri ve Berberî kabîlelerinden gelen gönüllüler idi.
Şehirli Arab halkından nek az gönüllü vardı. Bu sonuncular, Türkler’in getirdiği zenginlik ve büyük ticâret aktivitesi içinde müreffeh yaşarlardı. Endülüslü ve Berberî gönüllülerin muntazam asker teşkilâtı yoktu. Bazan işe yararlarsa da, sıkışık vaziyetlerde kaçmak, hattâ düşman tarafına geçmek itiyâmen ikinci derecede bir kuvvettiler.
XVII. asırda vaziyet değişti ve dinde idiler. Yeniçeri neferi olabilmek için, 3 yıl «acemioğlan» adıyla bir orduda (taburda) tâlim görmek şarttı. Acemiler, evlenemezlerdi. Yeniçeri subayları, neferlikten yükselirlerdi. Yeniçeri ağalığına kadar çıkabilirlerdi. Ancak birkaç kere Cezâyir Yeniçeri ağalığına, Istanbul’daki Yeniçeriler’den bir general tâyin olunmuştur.
Sancakbeyi (tümgeneral) derecesinde olan Yeniçeri Ağası’nın muâvini «kedhudâ» adını taşıyan bir albaydı. Yeniçeri ağalığı boşalınca, çok kere kedhudâ yerine geçerdi. Tâyin keyfiyeti Istanbul’a değil, Cezâyir beylerbeyisine aitti. Görüldüğü gibi, bir deniz eyâleti olan Cezâyir’in başındaki beylerbeyinin, diger Türk beylerbeyilerinden fazla salâhiyeti vardı.
Esâsen Barbaros’ tan itibâren Cezâyir beylerbeyiliği bazan kapdân-ı deryâ, yâni Türk imparatorluk deniz kuvvetleri kumandanının uhdesine verilirdi. Beylerbeyi aynı zamanda kapdân-ı deryâ ise, tabiatiyle Istanbul’da oturur, eyâleti bir vekili vasıtasiyle idare ederdi. Cezâyir’deki Türk topçusu, 3 kısımdı: Deniz topçusu, kale topçu- su ve seyyar topçu. En mühimmi, Cezâyir’deki donanmaya yerleştirilmiş olan topçu kuvvetleri idi. Kale topçusu, Cezâyir şehrinde vesåir kalelerde bulunuyordu. Seyyar topçu taburu da Cezâyir şehrindeydi. Bu taburu, Yavuz’un buraya gönderdiği Türk topçu subayları kurmuş, Avrupalılar tarafından krallık sayılan ve iktisadî ve askerî kaynakları bakımından orta çapta bir Avrupa krallığının kuvvetine denk kuvvette olan Cezâyir beylerbeyiliği, sancaklara ayrılmıştı.
Her sancağın başında, tümamiral rütbesinde bir bahriye sancakbeyi bulunurdu. Bun- lar, Cezâyir beylerbeyisinin tavsiyesi üzerine, Istanbul’dan tâyin olunurdu.
Ülke, 5 sancağa (vilâyete) ayrılmıştı: Cezâyir merkez sancağı, doğu, batı, güney ve Tlemsen sancakları. Doğudaki sancağın merkezi Kosantîne idi. Güneyde «Titeri Sancağı» denen vilâyetin merkezi Medea şehri idi. Bu sancak Kabîliye dağlık bölgesindeki Berberî kabîlelerine ve güneydeki çöle nezâret ederdi. Batıdaki sancağın merkezi 1701’e kadar Mazûna, bu tarihten 1791’e kadar Maskara, bu tarihten sonra da Avrupalılar’ın «Oran» dedikleri Vahrân limanı idi.
Nihâyet Tlemsen sancağı, Fas sınırı üzerinde idi ve Fas’ı gözlerdi. Fas’ın doğu toprakları, zaman zaman bu sancağa katılmıştır (Vacda şehri ve çevre- si). Zaman zaman Becâye ve Tenes gibi başka sancaklar da kurulmuş- tur. Sancaklar kaaidliklere, kaaidlikler şeyhliklere ayrılırdı. Bunlar kaymakam ve nâhiye müdürü derecesinde idâre âmirleri olup, çoğunlukla yerlilerden seçilirlerdi.
Fakat sancaklara değil, doğrudan doğruya beylerbeyliğe bağlı, iç işlerinde bağımsız kaaidlikler de vardı. Bu Arab ve Berberî kaaidlikleri, daha çok güneyde, dağlık bölgede ve Büyük Sahrâ’nın kuzeyinde idiler. Cezâyir şehrinde Mâlikî ve Hanefî mezheplerinden iki büyük müftü bulunur, diğer müftüleri bunlar tâyin ederlerdi. Mâlikîlik, halkın, Hanefilik ise, Türkler’in mezhebi idi. Türk tesiriyle, şehir halkı içinde, Hanefî yerliler de vardı. Cezâyir şehrinde cuma ve salı günlerinden başka 5 gün bir meclis toplanır ve ülkenin iç işleriyle uğraşırdı. Salı günleri bu meclis, Cenîne Sarayı’nda, beylerbeyinin başkanlığında toplanır ve en mühim işler, beylerbeyinin veya vekilinin tasdikıne arz edilirdi.
Sâir günlerde yapılan toplantıya beylerbeyi katılmazdı. Beylerbeyi, sarayında, yüksek askeri ve siyâsi işlerle uğraşırdı. Meclisin Üyeleri Hepsi Türk ol- mak üzere Hanefî mezhebinden bir büyük-kadı, mâliye işlerine bakandar, Yeniçeri Ağası, yerlilerin problemleriyle uğraşan «Arab Ağası», donanmanın idarî ve mâlî işleriyle uğraşan «yalh vekilcıharcı», mîrî emlâke bakan «hazineci», vakıflara ve içtimâî yardım müessesele- rine bakan «beytülmâlci» vs, idi. Yazılı 200 kişilik bir maiyyetleri, kâtipleri vs. vardı. Ekseriya İstanbul’dan gelen büyük-kadı, ülkenin adliye ve eğitim işleriyle uğraşır, sancak ve kaza kadılarını tâyin ederdi. Beylerbeyinin emrindeki sayılan kuvvetlerden başka, sancakbeylerinin de kuvvetleri vardı. Kosantîne sancakbeyine bağlı 300 Türk sipahisi ve 150 yerli gönüllü, Titeri sancakbeyine bağlı 500 Türk sipahisi ve 2.000 Kuloğlu (Türk-Arab melezi) ile 1.500 yerli gönüllü, ayrıca deniz kuvvetleri vardı. Kaaidlerin emrindeki kuvvetler tamamen yerli olup, yalnız inzibat işlerine bakarlardı. Beylerbeyiliğin yıllık bütçesi 500.000 duka (300 milyon dolar) idi. İstanbul’a gönderilen vergi bunun dışında kalıyordu. Keza mahallî idarelerin bütçeleri de hâriçti.
Ganimet malı den Cezâyir beylerbeyili, İstanbul’a mühim vergi yollamazdı. Bilâkis Istanbul’dan daimî şekil- de gemi, top gibi harb malzemesi gönderilirdi. Cezâyir, büyük bir şehirdi. Şehrin belediyesi ve bu belediyenin bir bütçesi vardı. Belediye reîsine «şeyhu’l-beled» denir ve ekseri-yâ Arablar’dan tâyîn edilirdi. Ülkedeki Türkler’in mühim kısmı, bu şehirde yaşarlardı. Diğer şehirlerdeki Türkler küçük bir azınlıktan ibâretti.
Cezâyir şehri ahalisini Türkler, Kuloğulları, yâni Türk baba ile Arab veya Berberî anadan doğmuş melezler (ki bunlar da Türkçe konuşurlardı), Arablar, Arab’laşmış veya henüz dillerini muhafaza eden Berberîler, Endülüs’ten göçmen olarak gelen Arablar (veya Arab ‘ laşmış Berberî ve İspanyollar), 2.000 kadar Yahudi, Avrupalı tâcirler, nihâyet, bütün beyaz ve siyah ırklardan bol ihtar eden eden binlerce esîr teşkil ederdi.
Yalnız Türkler’le Kuloğulları, Hanefi, diğer Müslümanlar, Mâlikî idiler. «Şeyhu’l-Beled» denen Cezâyir şehri belediye reîsinin üç yardım- CIsı vardı: Su işlerine, su yollarına, çeşme bakan «kaaidu’l-uyûn», temizlik işlerine, bekçi teşkilâtına, imar işlerine bakan «kaaidu’z-zi- bil »ve iaşe, ibate, iş bulma, sosyal yardım mevzularıyla meşgul« kaadü’l-vassân ».
Onun Avrupalı gazetesinin tâcirlerini temsil eden şahıslar bulunuyordu. Şehirde muazzam bir ticâret, bilhassa esir ticâreti yapıldığı için, âsâyişe çok dikkat edilmezdi. Şehrin âsâyişinden «çavuş» denen 8 polis subayı mesuldü.Bunlar hiçbir silâh taşımazlardı (İngiliz polisleri gibi). Fakat bir çavuşa itaatsizlik etmek dahi son derece ağır bir suç teşkil eder, hattâ idamla neticelenirdi. Halktan yardımını istiyeceği her şahıs, çavuşa istediği yardımla mükellefti. Şehrin banliyölerinin inzibat işlerine «fahs kaaidi» denen bir yerli memur bakardı.
Bu banliyölerde 10.000 bahçe vardı. Cezâyir icra sâhil banliyölerinde 12.000 ev, iç tarafta 25.000 çiftlik çiftlik bulunuyordu. Şehrin nüfusu 100-150 bin ise, uzak banliyöleriyle berâber bu nüfus, iki misline çıkıyordu. Cezâyir’e gelen ilk yabancı temsilci, Fransız konsolosudur. 1564’te Kaanûnî, bu şehre bir Fransız konsolosu gönderilmesine izin vermiştir. Fakat 1576’dan itibaren Fransızlar ve 1580den başlıyarak İngilizler, Cezâyir’de konsolos bulundurmuşlardır. Bilindiği gibi Fransa ile İngiltere, Türkiye tarafından, İspanya’ya karşı devletlerdi. Diğer Avrupalı konsoloslar, XVII. ve sonraki asırlarda geldiler.

Hakkında Hüseyin Yavuz TÜRK

Ayrıca kontrol et

ORHAN GAZİ KİMDİR?

içerik1 Orhan Bey Dönemi Olayları1.1 Bursa, Iznik ve İzmit’in Fethi ve Pelekanon Zaferi1.2 Karesı Beyliği’nin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir